Çorum'un Nabzı
--° -- --/--°
Teknoloji KÖŞE YAZISI 06.08.2026 09:40 189 okunma

Meta'dan Yazılımcıları Şaşırtan Hamle: 'Kodlama Sihirbazı' Muse Code Tanıtıldı!

Meta, yapay zeka destekli yeni kodlama asistanı Muse Code'u tanıttı. Geliştiricilerin iş akışını kökten değiştirmesi beklenen bu yenilik, kod yazma sürecini hızlandıracak ve daha verimli hale getirecek.

Meta'dan Yazılımcıları Şaşırtan Hamle: 'Kodlama Sihirbazı' Muse Code Tanıtıldı!

Teknoloji devi Meta, yazılım geliştirme dünyasında adeta bir devrim yaratma potansiyeli taşıyan yeni yapay zeka aracını tanıttı. Şirket tarafından duyurulan Muse Code adındaki bu yenilikçi kodlama ajanı, geliştiricilerin kod yazma, hata ayıklama ve optimize etme süreçlerini daha önce görülmemiş bir hızda gerçekleştirmelerine olanak tanıyacak.

Yazılım Dünyasının Yeni Gözdesi: Muse Code Nedir?

Meta'nın yapay zeka alanındaki ilerlemelerinin bir ürünü olan Muse Code, temelde bir kodlama asistanı olarak tanımlanıyor. Ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik, derin öğrenme modellerini kullanarak geliştiricilerin niyetini anlama ve buna göre en uygun kod önerilerini sunma kabiliyeti. Bu sayede, karmaşık algoritmalar yazmak, tekrarlayan görevleri otomatikleştirmek veya mevcut kodları iyileştirmek çok daha kolay ve hızlı bir hal alacak. Muse Code'un, özellikle geniş ölçekli projelerde ve yoğun zaman baskısı altında çalışan ekipler için oyun değiştirici olması bekleniyor.

Geliştirici Verimliliğini Artırma Hedefi

Meta'dan yapılan açıklamalarda, Muse Code'un temel amacının geliştirici verimliliğini maksimize etmek olduğu vurgulanıyor. Yapay zeka destekli bu araç, sadece kod yazımını hızlandırmakla kalmayacak, aynı zamanda kod kalitesini artırma ve potansiyel hataları erken aşamada tespit etme konusunda da geliştiricilere yardımcı olacak. Bu da uzun vadede daha güvenilir ve performanslı yazılımların ortaya çıkmasına katkı sağlayacak. Muse Code'un, farklı programlama dillerinde ve çeşitli geliştirme ortamlarında sorunsuz bir şekilde çalışması hedefleniyor.

Muse Code'un Sunduğu Yenilikçi Özellikler

Muse Code'un, geliştiricilerin günlük iş akışlarını kolaylaştıracak birçok yenilikçi özelliği bulunuyor. Bunlardan bazıları şunlar:

  • Akıllı Kod Tamamlama: Kullanıcının yazdığı koda en uygun ve mantıklı kod bloklarını önerir.
  • Otomatik Kod Üretimi: Basit komutlarla veya doğal dil açıklamalarıyla fonksiyonlar ve sınıflar oluşturabilir.
  • Hata Ayıklama Desteği: Kod içerisindeki potansiyel hataları tespit eder ve düzeltme önerilerinde bulunur.
  • Kod Optimizasyonu: Mevcut kodun daha verimli çalışması için iyileştirmeler önerir.
  • Dokümantasyon Yardımı: Kod blokları için otomatik olarak dokümantasyon taslakları oluşturur.

Bu özellikler, geliştiricilerin zaman kaybetmeden daha yaratıcı ve karmaşık problemlere odaklanmalarına imkan tanıyacak. Meta, bu teknolojinin yazılım geliştirme ekosistemine olumlu bir etki yapacağına inanıyor.

Yapay Zekanın Kodlama Geleceği

Muse Code'un duyurulması, yapay zekanın yazılım geliştirme süreçlerindeki rolünün ne kadar arttığının bir göstergesi. Bir zamanlar yalnızca bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz senaryolar, günümüzde gerçekliğe dönüşüyor. Yapay zeka destekli araçlar, geliştiricilerin sadece yardımcıları olmaktan çıkıp, adeta yeteneklerini artıran ortaklar haline geliyor. Bu durum, gelecekte yazılım geliştirmenin nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları veriyor. Meta'nın bu alandaki yatırımları, sektördeki diğer oyuncuları da benzer yenilikler yapmaya teşvik edebilir.

Muse Code'un piyasaya sürülmesiyle birlikte, geliştiricilerin kodlama deneyimlerinin kökten değişmesi ve yazılım projelerinin çok daha hızlı ve verimli bir şekilde tamamlanması bekleniyor. Bu gelişme, teknoloji dünyasında heyecan verici tartışmalara yol açmış durumda.

Derya Çelik

Derya Çelik

Teknoloji & Gelecek Vizyonu

TÜM YAZILARI GÖR

Bu yazı yazarımızın sitemizde yayınlanan köşe yazılarından biridir. Yazarımıza ait diğer tüm köşe yazılarına ve analizlere yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

PAYLAŞ:

Yorumlar (0)

Bu haber için henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

Yorumlar moderasyonun ardından otomatik olarak yayınlanır.
Teknoloji 04.11.2026 13:40 283 okunma

170 Km'de Neredeyse Sıfır Gibi Ferrari F50, Tarihi Rekorla Yeni Sahibini Buldu!

Sadece 170 kilometrede kalan efsanevi Ferrari F50, Las Vegas'ta düzenlenen müzayedede akılalmaz bir fiyata alıcı buldu. Koleksiyonerlerin nefesini tuttuğu açık artırmada, otomobilin önceki satış rekoru tam 4.1 milyon dolar farkla geride bırakıldı.

170 Km'de Neredeyse Sıfır Gibi Ferrari F50, Tarihi Rekorla Yeni Sahibini Buldu!

Otomotiv dünyasının nabzını tutan gelişmelerden biri, Las Vegas'ta gerçekleşen bir müzayedede yaşandı. Tarihinin en özel modellerinden biri olarak kabul edilen ve neredeyse hiç kullanılmamış durumdaki bir 1997 model Ferrari F50, koleksiyonerlerin büyük ilgisiyle karşılaştı. Broad Arrow Müzayede Evi'nin ev sahipliği yaptığı bu özel etkinlikte, otomobilin sadece 170 kilometrelik inanılmaz düşük kilometresi ve kusursuz kondisyonu, onu adeta zaman kapsülü haline getirdi.

Efsanevi F50'nin Geri Dönüşü ve Müzayede Heyecanı

Ferrari'nin F40'ın ardından piyasaya sürdüğü F50, markanın en ikonik ve aranan modellerinden biri olmaya devam ediyor. Aerodinamik tasarımı, V12 motorunun sunduğu safkan performans ve sınırlı üretim adediyle F50, her zaman otomobil tutkunlarının rüyalarını süslemiştir. Las Vegas'taki bu özel müzayedede satışa çıkan 1997 model F50, adeta bir 'zaman yolculuğu' fırsatı sundu. Otomobilin neredeyse fabrika çıkışındaki ilk günkü gibi olması, alıcılar arasında büyük bir heyecan yarattı. Yıllar içinde sadece 170 kilometre yol yapmış olması, aracın ne kadar özenle saklandığının ve nadiren de olsa kullanıldığının somut bir kanıtı olarak öne çıktı.

Satış Rekoruyla Tarihe Geçti: 'Rakamlar Dudak Uçuklattı'

Broad Arrow Müzayede Evi'nde sergilenen F50, açık artırmanın en çok konuşulan otomobili oldu. Otomobilin ulaştığı son satış rakamı, sadece mevcut piyasa değerini değil, aynı zamanda Ferrari F50'nin koleksiyon değerinin ne kadar yükseldiğini de gözler önüne serdi. Daha önceki rekorunu tam 4.1 milyon dolarla geride bırakarak kendi satış rekorunu tazeleyen bu eşsiz Ferrari, otomotiv müzayedeciliği tarihinde önemli bir yer edindi. Bu astronomik rakam, otomobilin nadirliğinin, durumunun ve Ferrari markasının zamansız çekiciliğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, bu tür düşük kilometreli ve mükemmel durumdaki klasik süper otomobillerin değerinin artmaya devam edeceğini öngörüyor.

Neden Bu Kadar Değerli? F50'nin Mirası

Ferrari F50, sadece bir otomobil olmanın ötesinde, bir mühendislik harikası ve otomotiv tarihinin önemli bir parçasıdır. 325 km/s'lik maksimum hızı ve 4.7 saniyelik 0-100 km/s hızlanması ile döneminin en hızlı otomobillerinden biriydi. Ancak onu asıl özel kılan, Formula 1 teknolojilerinden ilham alan 4.7 litrelik V12 motoru ve karbon fiber monokok şasisidir. Sadece 349 adet üretilmiş olması, F50'yi F40'tan bile daha nadir ve dolayısıyla daha değerli kılıyor. Las Vegas'ta rekor fiyata alıcı bulan bu F50'nin durumu, otomobilin ilk sahibi veya sahipleri tarafından ne kadar büyük bir titizlikle korunduğunu gösteriyor. Bu tür araçlar, sadece bir ulaşım aracı olarak değil, aynı zamanda bir sanat eseri ve bir yatırım aracı olarak da görülüyor.

Koleksiyonerlerin Gözdesi Olmaya Devam Edecek

Bu rekor satışın ardından, otomotiv koleksiyon dünyasında F50 gibi nadir modellerin değeri hakkında yeni bir tartışma başladı. Bu tür alımlar, genellikle uzun vadeli yatırım amacıyla yapılıyor ve bu araçların gelecekteki değer artışı beklentisi oldukça yüksek. Ferrari'nin tarihi modellerine olan ilgi, küresel çapta artmaya devam ederken, F50 gibi ikonikleşmiş otomobillerin koleksiyon piyasasındaki yeri daha da sağlamlaşacak gibi görünüyor. Gelecekte benzer durumdaki başka Ferrari F50'lerin de benzer rekorlar kırabileceği tahmin ediliyor.

Teknoloji 04.11.2026 09:40 144 okunma

IPhone'un Yeni Hamlesi Beklenmedik Sonucu Doğurdu: Katlanabilir Telefon Pazarı Sarsıldı!

Apple'ın yeni iPhone modelinin beklenmedik fiyatlandırması ve ekran problemleri, rakip markaların yüzünü güldürdü. Özellikle Samsung'un katlanabilir telefon segmentindeki liderliği, bu durumdan güçlenerek çıktı.

IPhone'un Yeni Hamlesi Beklenmedik Sonucu Doğurdu: Katlanabilir Telefon Pazarı Sarsıldı!

Teknoloji devlerinin amansız rekabeti, tüketiciler için her zaman yeni sürprizleri beraberinde getiriyor. Son dönemde akıllı telefon pazarında yaşanan dinamikler, özellikle katlanabilir telefon segmentinde dikkat çekici gelişmelere yol açtı. Apple'ın piyasaya sürdüğü yeni iPhone Duo modeli, yüksek fiyat etiketinin yanı sıra ortaya çıkan bazı ekran sorunları ile gündeme geldi. Bu durum, sektörde beklenmedik bir domino etkisini tetikleyerek, özellikle Samsung'un bu alandaki pazar payını önemli ölçüde artırdı.

iPhone Duo'nun Etkisi Piyasayı Nasıl Şekillendirdi?

Apple'ın teknoloji dünyasındaki güçlü duruşu ve geniş kullanıcı kitlesi, her yeni ürün lansmanında piyasalar üzerinde büyük bir etki yaratır. Ancak iPhone Duo için durum biraz farklı gelişti. Lansman sonrası gelen ilk bilgiler ve kullanıcı geri bildirimleri, cihazın premium fiyatlandırmasının bazı tüketiciler için caydırıcı olduğu yönündeydi. Dahası, bazı erken incelemelerde ve kullanıcı raporlarında cihazın ekran hassasiyeti veya belirli kullanım senaryolarında yaşanan görüntüleme sorunlarına dair endişeler dile getirildi. Bu tür olumsuz geri bildirimler, özellikle yüksek meblağlar ödeyerek yeni bir teknolojiye yatırım yapan kullanıcılar için önemli bir dezavantaj teşkil etti.

Samsung'un Fırsatı: Galaxy Z Fold 8'e Talep Patlaması

iPhone Duo'nun yaşadığı bu durum, doğal olarak rakipler için bir fırsat penceresi araladı. Güney Koreli teknoloji devi Samsung, katlanabilir telefon pazarında uzun süredir gösterdiği liderlikle biliniyor. Özellikle Galaxy Z Fold 8 modeli, iPhone Duo'nun yarattığı olumsuz algıdan doğrudan faydalanan ürün oldu. Raporlara göre, iPhone Duo'nun piyasaya sürülmesinin ardından Samsung'un Güney Kore pazarındaki Galaxy Z Fold 8 satışlarında %20'nin üzerinde bir artış yaşandığı gözlemlendi. Bu artış, sadece iPhone Duo'nun pazar payı kaybından değil, aynı zamanda Samsung'un kendi geliştirdiği katlanabilir ekran teknolojisi ve sunduğu kullanıcı deneyiminin bu tür durumlarda daha cazip hale gelmesinden kaynaklanıyor.

Katlanabilir Telefon Pazarının Geleceği Şekilleniyor

Bu gelişme, katlanabilir telefon pazarının ne kadar dinamik ve rekabetçi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Tüketiciler artık sadece marka algısına değil, aynı zamanda ürün performansı, sunduğu yenilikler ve fiyat-performans dengesine de büyük önem veriyor. Samsung'un Galaxy Z serisiyle yakaladığı başarı, markanın bu alandaki vizyonunu ve Ar-Ge yatırımlarının meyvelerini topladığını gösteriyor. Apple'ın ise iPhone Duo ile ilgili ekran sorunlarına yönelik hızlı bir çözüm geliştirmesi ve fiyatlandırma stratejisini gözden geçirmesi gerekebilir. Aksi takdirde, katlanabilir telefon pazarında Samsung'un liderlik koltuğunu daha da sağlamlaştırması ve diğer rakiplerin de bu boşluktan pay kapması muhtemel görünüyor.

Sektör Analistlerinden Beklentiler

Sektör analistleri, bu durumun katlanabilir telefon pazarında uzun vadeli bir etki yaratabileceği konusunda hemfikir. Kullanıcıların, yüksek fiyatlı premium cihazlardan beklentilerinin daha da arttığını ve teknik sorunlara toleranslarının azaldığını belirtiyorlar. Samsung'un bu süreçte sergilediği proaktif duruş ve kullanıcı odaklı yaklaşımı, markanın pazar payını korumasına ve hatta artırmasına yardımcı olacaktır. Apple'ın ise bu rekabette geri kalmamak adına, yenilikçi çözümlerle ve daha dengeli bir fiyat politikasıyla pazara yeniden iddialı bir giriş yapması bekleniyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde teknoloji dünyasında yaşanacak gelişmeleri daha da heyecanlı hale getirecek gibi görünüyor.

Teknoloji 04.11.2026 05:40 174 okunma

Yapay Zekâ Yargıda Skandal Yarattı: Savcı Uydurma Davayla Mahkemeye Düştü!

İngiltere'de bir savcının, yapay zekânın ürettiği hayali bir emsal kararı gerçek sanarak dava açması, yargı sisteminde büyük bir şok etkisi yarattı. Bu olay, yapay zekânın hukuki süreçlerdeki rolünü ve potansiyel risklerini yeniden gündeme getirdi.

Yapay Zekâ Yargıda Skandal Yarattı: Savcı Uydurma Davayla Mahkemeye Düştü!

İngiltere'de yargı dünyası, yapay zekânın neden olduğu akıl almaz bir skandalla sarsılıyor. Bir savcının, gelişmiş yapay zekâ teknolojilerini kullanarak yürüttüğü bir davada, aslında var olmayan, tamamen yapay zekâ tarafından uydurulmuş bir emsal kararı gerçekmiş gibi sunduğu ortaya çıktı. Bu durum, sadece ilgili savcı ve mahkeme için değil, aynı zamanda tüm hukuk camiası için ciddi soru işaretleri barındırıyor.

Yapay Zekâdan Gelen 'Hayali' Delil Şoku

Olayın merkezinde, hukuk alanında giderek daha fazla kullanılan yapay zekâ destekli araştırma araçları yer alıyor. Savcı, karmaşık bir davayı ele alırken, bu araçlardan birini kullanarak geçmiş emsal kararları taradı. Ancak yapay zekâ, kendisine sorulan spesifik duruma uyması için, tamamen hayali bir mahkeme kararı üretti. Savcı ise bu uydurma kararı, gerçek bir hukuki dayanak olarak kabul ederek mahkemeye sundu. Bu tuhaf gelişme, davanın seyrini değiştirmese de, hukuki süreçlerin güvenilirliği ve yapay zekâya ne kadar güvenilebileceği konusunda derin bir tartışma başlattı.

Hukukçulardan Sert Tepkiler ve Güvenlik Endişeleri

Bu olayın ortaya çıkmasının ardından, İngiltere'deki hukuk profesyonellerinden ve uzmanlardan sert tepkiler geldi. Birçok avukat ve akademisyen, yapay zekânın hukuki araştırmalardaki rolünün ciddi bir denetimden geçmesi gerektiğini vurguladı. Bir hukuk profesörü, "Bu olay, yapay zekânın sunduğu bilgilerin körü körüne kabul edilemeyeceğini açıkça gösteriyor. Teknolojinin gelişimi harika, ancak insan muhakemesinin ve eleştirel düşüncenin yerini tutamaz," şeklinde konuştu. Bir diğer savunma avukatı ise, "Eğer savcı bu hatayı fark etmemiş olsaydı, masum bir insan haksız yere suçlanabilir veya mahkûm olabilirdi. Bu, yargı sisteminin temel taşı olan adaletin zedelenmesi anlamına gelirdi," diyerek endişelerini dile getirdi. Bu tür durumların tekrarlanmaması için yapay zekâ araçlarının geliştiricilerine ve kullanıcılarına yönelik daha sıkı protokoller ve doğrulama mekanizmaları talep ediliyor.

Yapay Zekânın Hukuktaki Geleceği: Fırsatlar ve Tehditler

Yapay zekânın hukuk alanındaki kullanımı, verimliliği artırma, karmaşık davaları analiz etme ve hatta hukuki belgeler hazırlama gibi birçok alanda büyük potansiyel sunuyor. Ancak bu son olay, teknolojinin getirdiği riskleri de gözler önüne serdi. Hukuk sistemleri, yapay zekâ araçlarının sunduğu bilgileri doğrulamak için yeni yöntemler geliştirmek zorunda kalacak. Uzmanlar, gelecekte yapay zekânın hukuki danışmanlık, dava analizi ve hatta sanal mahkemeler gibi alanlarda daha aktif rol alacağını öngörüyor. Ancak bu ilerlemenin, etik kurallar ve güvenlik önlemleriyle birlikte yürütülmesi gerektiği de bir kez daha anlaşıldı. Bu skandal, yapay zekânın hukuk sistemindeki yerini yeniden tanımlayacak bir dönüm noktası olabilir.

Bu olayın ardından, İngiliz yargı yetkililerinin yapay zekâ kullanımına ilişkin politikalarda ne gibi değişiklikler yapacağı merakla bekleniyor. Teknolojinin sunduğu avantajlardan faydalanırken, hatalardan ders çıkarmak ve adaletin sarsılmaz temellerini korumak, önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olacak.

Teknoloji 04.11.2026 01:40 207 okunma

BMW'den Devrim Gibi Yenilik: 2027'de Sokaklar Yarı Otonom Oluyor!

Alman otomotiv devi BMW, 2027 itibarıyla şehir içi trafikte Seviye 2 yarı otonom sürüş teknolojisini ve çığır açan Symbiotic Drive sistemini kullanıma sunarak otomotiv dünyasında yeni bir sayfa açıyor.

BMW'den Devrim Gibi Yenilik: 2027'de Sokaklar Yarı Otonom Oluyor!

Otomotiv dünyası, BMW'nin attığı devrim niteliğindeki adımla birlikte heyecan verici bir geleceğe yelken açıyor. Alman devi, 2027 yılından itibaren şehir trafiğinde kullanıma sunulacak olan Seviye 2 yarı otonom sürüş teknolojisiyle sürücülere yepyeni bir deneyim vaat ediyor. Bu yenilik, yalnızca bireysel araçların değil, aynı zamanda tüm ulaşım ağının akıllı hale gelmesinde de önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor.

Otonom Sürüşte Yeni Bir Çağ: Seviye 2 Teknolojisi Nedir?

BMW'nin üzerinde çalıştığı Seviye 2 sürüş asistanı, sürücünün belirli koşullar altında direksiyon kontrolünü araçtan devretmesine olanak tanırken, aynı zamanda aracın hızlanma ve frenleme gibi temel fonksiyonlarını da otomatik olarak yönetebiliyor. Bu teknoloji, özellikle yoğun şehir trafiğinde sürücülerin üzerindeki yükü azaltmayı hedefliyor. Uzun yolculuklar veya stresli trafik koşulları artık çok daha konforlu hale gelecek. Sistem, önündeki araçları algılayarak takip mesafesini koruyacak, şerit içinde kalacak ve gerektiğinde otomatik olarak yavaşlayıp durabilecektir. Ancak unutmamak gerekir ki, Seviye 2 yarı otonom sürüş, sürücünün hala dikkatli olması ve gerektiğinde kontrolü tamamen devralmaya hazır olması gereken bir sistemdir.

Symbiotic Drive: Sürücü ve Araç Arasında Kusursuz Uyum

BMW'nin bu vizyoner projesindeki bir diğer kilit unsur ise Symbiotic Drive olarak adlandırılan yenilikçi sistem. Bu sistem, adından da anlaşılacağı gibi, sürücü ile araç arasında adeta bir senkronizasyon kurmayı amaçlıyor. Araç, sürücünün sürüş alışkanlıklarını, tercihlerini ve hatta stres seviyesini dahi analiz ederek kendi sürüş dinamiklerini buna göre ayarlayacak. Örneğin, sürücü daha sakin bir sürüş sergiliyorsa, araç da daha yumuşak hızlanma ve frenlemelerle bu profile uyum sağlayacaktır. Tam tersine, daha dinamik bir sürüş tercih edildiğinde ise araç, performansını buna göre optimize edecektir. Bu kişiselleştirilmiş sürüş deneyimi, otomobilin sadece bir ulaşım aracı olmaktan öte, bir yaşam alanı haline gelmesinin de kapılarını aralıyor.

2027 Hedefi: Teknoloji Şehir Sokaklarında

BMW, bu iddialı teknolojileri 2027 yılına kadar seri üretim araçlarına entegre etmeyi planlıyor. Bu hedef, otomotiv endüstrisi için oldukça iddialı olsa da, BMW'nin teknolojik yatırımlarını ve Ar-Ge gücünü göz önüne aldığımızda ulaşılabilir görünüyor. Şehir içi trafikte yarı otonom sürüşün yaygınlaşması, sadece sürücü konforunu artırmakla kalmayacak, aynı zamanda trafik kazalarının azaltılması, yakıt verimliliğinin artırılması ve genel trafik akışının iyileştirilmesi gibi pek çok alanda da olumlu etkiler yaratması bekleniyor. Bu gelişme, otomotiv endüstrisinin geleceğine dair ipuçları verirken, şehir yaşamını kökten değiştirme potansiyeli taşıyor.

Geleceğe Bakış: Sürücüsüz Araçlar Yolda Mı?

BMW'nin bu adımı, otonom sürüş teknolojilerinin geleceği hakkında da önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Seviye 2 teknolojisi, tam otonom sürüşe (Seviye 5) giden yolda önemli bir ara durak olarak görülüyor. Ancak gelecekte, sürücülerin araç kullanma eylemini tamamen bırakarak yolculuğun keyfini çıkarabilecekleri tam otonom araçların yaygınlaşması da kaçınılmaz görünüyor. BMW'nin bu alandaki öncü çalışmaları, otomotiv devlerinin geleceğe yönelik stratejilerini şekillendirirken, sürücüsüz araçların yakın bir gelecekte hayatımızın bir parçası olacağının sinyallerini veriyor. Bu teknolojik devrim, ulaşım alışkanlıklarımızı ve şehir yaşamını geri dönülmez bir şekilde değiştirecek.