Çorum'un Nabzı
--° -- --/--°
Ekonomi KÖŞE YAZISI 01.08.2026 11:40 264 okunma

Türkiye'den Tarihi Atılım: 6 Ayda 56 Milyar Dolarlık 'Kritik Teknoloji' İhracatı Rekor Kırdı! Küresel Pazarın Yeni Gözdesi Oluyoruz

Türkiye'nin orta-yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerindeki küresel rekabet gücü, yılın ilk yarısında 56,2 milyar dolarlık kritik teknoloji ihracatıyla zirveye ulaştı. Bu başarı, ülkenin teknoloji hamlesinde ulaştığı yeni boyutu gözler önüne seriyor.

Türkiye'den Tarihi Atılım: 6 Ayda 56 Milyar Dolarlık 'Kritik Teknoloji' İhracatı Rekor Kırdı! Küresel Pazarın Yeni Gözdesi Oluyoruz

Türkiye'nin uluslararası alandaki teknolojik yetkinliği ve küresel pazardaki stratejik konumu, ilk altı aylık dilimde elde edilen muazzam ihracat rakamlarıyla bir kez daha kanıtlandı. Ülke ekonomisinin lokomotif güçlerinden biri haline gelen orta-yüksek ve yüksek teknoloji kategorisindeki ürünlerin ihracatı, 2024 yılının Ocak-Haziran dönemini kapsayan altı ayda 56,2 milyar dolarlık dikkat çekici bir seviyeye ulaştı. Bu rakam, Türkiye'nin sadece geleneksel sektörlerde değil, aynı zamanda katma değeri yüksek teknolojik ürünlerde de ne denli iddialı bir oyuncu haline geldiğinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Teknolojik Dönüşümün Zirvesi: İhracatta Yeni Rekorlar

Son yıllarda milli teknoloji hamlesi çerçevesinde atılan adımlar ve yapılan yatırımlar meyvelerini vermeye devam ediyor. Özellikle savunma sanayii, yazılım, yapay zeka, biyoteknoloji ve ileri imalat teknolojileri gibi alanlarda kaydedilen ilerlemeler, kritik teknoloji olarak tanımlanan ürünlerin ihracatında rekor seviyelerin görülmesini sağladı. Bu ürünler, genellikle yüksek araştırma-geliştirme (Ar-Ge) maliyetleri, özel uzmanlık gereksinimi ve küresel rekabette belirleyici rol oynamalarıyla biliniyor. Türkiye'nin bu alanlarda elde ettiği başarı, genç ve dinamik nüfusunun teknolojiye olan adaptasyonu, üniversite-sanayi iş birliklerinin güçlenmesi ve devletin sağladığı teşviklerin de birleşimiyle mümkün oldu. İlk altı ayda ulaşılan 56,2 milyar dolarlık rakam, yalnızca niceliksel bir başarıyı değil, aynı zamanda niteliksel bir dönüşümün de altını çiziyor. Bu, Türkiye'nin artık sadece fason üretim yapan bir ülke konumundan çıkarak, küresel teknoloji tedarik zincirinde daha stratejik ve yenilikçi bir rol üstlendiğini gösteriyor.

Küresel Piyasada Türkiye Rüzgarı: Hangi Sektörler Öne Çıkıyor?

Bu başarının arkasında birden fazla sektörün payı bulunuyor. Savunma sanayii, özellikle insansız hava araçları (İHA), kara araçları ve deniz sistemleri ile ihracatını önemli ölçüde artırırken, otomotiv sektörü de elektrikli ve otonom sürüş teknolojileri entegre edilmiş araç parçalarıyla küresel pazarda kendine sağlam bir yer buldu. Yazılım ve bilişim teknolojileri alanında verilen hizmet ihracatı ve geliştirilen özgün projeler de bu rakamlara doğrudan katkı sağlıyor. Medikal teknoloji ve ilaç sanayii de artan Ar-Ge yatırımlarıyla birlikte, yüksek teknoloji ürün ihracatında önemli bir paya sahip. Elektronik, telekomünikasyon ve uzay teknolojileri gibi alanlardaki gelişmeler de bu stratejik ihracat kalemlerinin çeşitlenmesine ve büyümesine zemin hazırlıyor. Uzmanlar, bu ivmenin devam etmesi için Ar-Ge'ye ayrılan bütçenin artırılması, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve uluslararası patent başvurularının desteklenmesi gibi konularda daha fazla mesai harcanması gerektiğinin altını çiziyor. Bu sayede Türkiye, sadece mevcut başarılarını sürdürmekle kalmayacak, aynı zamanda geleceğin teknolojilerine yön veren küresel bir aktör olma hedefine de daha hızlı ulaşacaktır.

Geleceğe Yatırım: Türkiye'nin Teknolojik Vizyonu ve Beklentiler

Bu 56,2 milyar dolarlık ihracat rakamı, Türkiye'nin geleceğe yönelik teknolojik vizyonunun ne kadar sağlam temellere oturduğunu da ortaya koyuyor. Yapay zeka, siber güvenlik, yenilenebilir enerji teknolojileri, ileri malzemeler ve nanoteknoloji gibi geleceğin anahtar teknolojileri alanında yapılan yatırımlar ve geliştirilen projeler, önümüzdeki dönemde bu ihracat rakamlarının daha da yukarılara taşınması için umut veriyor. Hükümetin teknoloji odaklı politikalara verdiği önem, girişimcilere sağlanan ekosistem desteği ve sanayicilerin küresel rekabet için sürekli yenilik arayışı, bu pozitif tablonun kalıcı olmasını sağlamaya yönelik önemli adımlar olarak görülüyor. Uluslararası iş birliklerinin derinleştirilmesi ve stratejik ortaklıkların kurulması da Türkiye'nin teknoloji ihracatını çeşitlendirecek ve pazar payını artıracaktır. Bu veriler, Türkiye ekonomisinin daha yüksek katma değerli ürünlere odaklanarak sürdürülebilir bir büyüme patikası izleyebileceği yönündeki beklentileri de güçlendiriyor.

Ayşe Yıldız

Ayşe Yıldız

Ekonomi & Finans Analisti

TÜM YAZILARI GÖR

Bu yazı yazarımızın sitemizde yayınlanan köşe yazılarından biridir. Yazarımıza ait diğer tüm köşe yazılarına ve analizlere yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

PAYLAŞ:

Yorumlar (0)

Bu haber için henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

Yorumlar moderasyonun ardından otomatik olarak yayınlanır.
Ekonomi 01.08.2026 07:40 90 okunma

Altın Değer Kaybetti, Dolar ve Euro Rekorlara Koştu: Yatırımcılar Hangi Cephede Savaş Veriyor?

Haftanın kapanış verileri yatırımcıları şaşırttı. Altın değer kaybederken, döviz kurları yükselişe geçti. Borsa İstanbul'da da dalgalı bir seyir hakimdi.

Altın Değer Kaybetti, Dolar ve Euro Rekorlara Koştu: Yatırımcılar Hangi Cephede Savaş Veriyor?

Finansal piyasalarda bu hafta yaşanan hareketli günler, yatırımcıları stratejilerini gözden geçirmeye zorladı. Özellikle Borsa İstanbul (BIST), haftalık bazda ortalama %3,48'lik bir değer kaybı yaşayarak dikkatleri üzerine çekti. Bu düşüş, özellikle hisse senedi piyasasına yatırım yapanların portföylerinde önemli bir erimeye işaret ediyor.

Küresel Ekonomik Belirsizlikler ve Borsa İstanbul

Analistler, BIST'deki bu düşüşte küresel ekonomik belirsizliklerin yanı sıra iç dinamiklerin de etkili olduğunu belirtiyor. Enflasyonist baskılar, faiz oranlarındaki değişimler ve jeopolitik gelişmeler, yatırımcıların risk iştahını azaltan başlıca faktörler olarak öne çıkıyor. Bu durum, genellikle daha temkinli bir yaklaşım sergilenmesine ve nakit pozisyonlarının güçlendirilmesine yol açıyor. Önümüzdeki dönemde BIST'in seyrini etkileyebilecek önemli gelişmelerin başında, Merkez Bankası'nın faiz kararları ve enflasyonla mücadeledeki atılacak adımlar yer alıyor.

Altın Yatırımcıları Tedirgin: Gram Altın Neden Düşüyor?

Geleneksel güvenli liman olarak görülen altının gram fiyatı ise bu hafta %0,50'lik bir değer kaybı yaşadı. Bu düşüş, yatırımcıların bir kısmında tedirginlik yaratırken, kimileri için de düşüşün alım fırsatı olup olmayacağı sorusunu akıllara getirdi. Altın fiyatlarındaki bu geri çekilmede, küresel faiz artışı beklentileri ve dolardaki göreceli güçlenmenin etkili olduğu düşünülüyor. Ancak, enflasyonist risklerin devam etmesi ve jeopolitik gerilimlerin artması durumunda altının yeniden prim yapabileceği de öngörüler arasında yer alıyor.

Döviz Kurlarında Yükseliş Sürüyor: Dolar ve Euro Yatırımcısını Güldürdü mü?

Diğer yandan, dolar/TL kuru haftalık bazda %0,38'lik bir artış kaydederek yükseliş trendini sürdürdü. Benzer şekilde, avro/TL kuru da %1,22'lik daha belirgin bir artışla yatırımcısının yüzünü güldürmeyi başardı. Bu yükselişler, TL'nin diğer ana para birimleri karşısındaki değer kaybının devam ettiğini gösteriyor. Yüksek enflasyon ortamında TL'deki değer kaybının ithalat maliyetlerini artırarak enflasyonist baskıyı daha da körüklemesi bekleniyor. Döviz kurlarındaki bu hareketlilik, TL bazında mevduat tutan yatırımcılar için getiri erimesi anlamına gelirken, döviz pozisyonu olanlar için de bir miktar kazanç anlamına geliyor.

Yatırım Araçlarının Geleceği ve Uzman Görüşleri

Finans piyasalarındaki bu karmaşık tablo karşısında yatırımcılar, getiri ve risk dengesini kurmakta zorlanıyor. Uzmanlar, bu dönemde portföylerde çeşitlendirmeye gidilmesinin önemine vurgu yapıyor. Hem TL bazlı enstrümanlardaki potansiyel fırsatların hem de döviz ve emtia gibi varlıkların dengeli bir şekilde bulundurulması gerektiği belirtiliyor. Enflasyon muhasebesi uygulamalarının yakın zamanda devreye girecek olması da, şirket bilançoları ve dolayısıyla hisse senedi piyasası üzerinde yeni etkilere yol açabilir.

Özetle, bu hafta yatırım araçlarının performansı, yatırımcılar için önemli sinyaller verdi. Borsa İstanbul'daki düşüş eğilimi, altındaki zayıflama ve döviz kurlarındaki yukarı yönlü ivme, önümüzdeki dönemde piyasaların dinamik bir seyir izleyeceğini gösteriyor. Yatırımcıların, ekonomik verileri yakından takip ederek ve uzman görüşlerinden faydalanarak bilinçli kararlar alması büyük önem taşıyor.

Ekonomi 01.08.2026 03:40 89 okunma

Merkez Bankası'ndan Rezervlere Kritik Dokunuş: Döviz Dönüşüm Desteğinde Yeni Dönem Başlıyor!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), döviz dönüşüm desteği mekanizmasında yaptığı güncellemelerle ulusal rezervleri güçlendirmeyi hedefliyor. Yeni düzenlemeler, piyasalarda dikkatle takip edilecek.

Merkez Bankası'ndan Rezervlere Kritik Dokunuş: Döviz Dönüşüm Desteğinde Yeni Dönem Başlıyor!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ülke ekonomisinin lokomotifi konumundaki döviz rezervlerini artırmaya yönelik stratejik adımlar atmaya devam ediyor. Bu kapsamda, özellikle firmaların döviz mevduatlarını Türk Lirası'na çevirmelerini teşvik eden 'döviz dönüşüm desteği' programında önemli güncellemeler yapıldığı duyuruldu. Bu yeniliklerin, rezerv birikimine doğrudan katkı sağlaması ve finansal piyasalarda istikrarın pekiştirilmesi hedefleniyor.

Rezervleri Güçlendirme Hamlesi: Döviz Dönüşüm Desteğinde Yenilikler Neler?

Son dönemde küresel ekonomik dalgalanmalar ve yerel dinamikler çerçevesinde döviz kurlarının seyri, merkez bankalarını rezerv yönetimi konusunda daha proaktif olmaya itti. TCMB'nin devreye aldığı döviz dönüşüm desteği, bu çerçevede atılmış önemli bir adımdı. Bu destek mekanizması, firmaların döviz tevdiat hesaplarındaki tutarları Türk Lirası'na dönüştürmeleri halinde, belirli şartlar altında kur riskine karşı korunmalarını sağlıyordu. Yapılan son düzenlemelerle birlikte, bu desteğin etkinliğinin daha da artırılması amaçlanıyor. Detayları henüz tam olarak kamuoyu ile paylaşılmayan bu güncellemelerin, firmaların TL'ye geçişini daha cazip hale getirmesi ve bu yolla TCMB'nin döviz rezervlerinde net bir artış sağlaması bekleniyor.

Piyasalar Bu Adımları Yakından İzliyor: Ekonomiye Etkisi Ne Olacak?

Ekonomistlerin ve finans analistlerinin yakından takip ettiği bu gelişme, piyasalarda çeşitli yorumlara neden oldu. Mevcut düzenlemelerin, özellikle ihracatçı firmalar ve döviz bazlı gelirleri olan şirketler için kur dalgalanmalarına karşı bir tampon görevi gördüğü biliniyor. Yeni yapılacak iyileştirmelerin, bu koruyucu kalkanı daha da güçlendirerek firmaların TL mevduata yönelimini hızlandırması öngörülüyor. Bu durum, hem piyasalardaki TL likiditesini artırabilir hem de döviz kurları üzerindeki aşağı yönlü baskıyı pekiştirebilir. TCMB yetkilileri, bu tür düzenlemelerin fiyat istikrarı hedeflerine ulaşmada da kritik rol oynadığını ve makro ihtiyati politikaların bir parçası olarak görüldüğünü belirtiyor. Gelişmelerin, özellikle yıl sonuna doğru döviz talebinde yaşanabilecek olası hareketlenmelere karşı bir önlem niteliği taşıdığı da konuşulanlar arasında.

TCMB'nin Stratejik Hedefleri ve Kur Korumalı Mevduat Sonrası Yeni Dönem

Merkez Bankası'nın, daha önce hayata geçirdiği Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması sonrasında, döviz dönüşüm desteği gibi araçlarla rezervlerini çeşitlendirme ve güçlendirme stratejisi dikkat çekiyor. Bu yeni adımların, küresel finansal sistemdeki belirsizliklere karşı Türkiye ekonomisinin direncini artırması hedefleniyor. Yapılan düzenlemelerin, döviz girişlerini teşvik ederken, aynı zamanda döviz talebini de yönetmeye yönelik olduğu düşünülüyor. Bu sayede, hem cari işlemler dengesinde iyileşme sağlanması hem de rezerv pozisyonunun güçlendirilerek ülke ekonomisinin dış şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilmesi amaçlanıyor. TCMB'nin bu alandaki adımlarının, önümüzdeki dönemde de istikrarlı bir ekonomik görünüm için kritik önem taşıması bekleniyor.

Ekonomi 31.07.2026 23:40 233 okunma

Dev Birleşme Tamamlandı! Sanipak, Sanayi Devinin Gücünü Arkasına Aldı: Geleceğe Yönelik Kritik Adım Atıldı

Sektörde büyük yankı uyandıran Sanipak'ın Arch Peninsula bünyesine katılım süreci, tüm yasal izinlerin alınmasının ardından resmen tamamlandı. Bu birleşme, iki şirketin de gelecekteki büyüme stratejileri için kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Dev Birleşme Tamamlandı! Sanipak, Sanayi Devinin Gücünü Arkasına Aldı: Geleceğe Yönelik Kritik Adım Atıldı

Sanayi dünyasında heyecan yaratan bir gelişmeyle birlikte, Sanipak'ın Arch Peninsula ailesine katılım süreci başarıyla tamamlandı. Yıllardır sektörde önemli bir oyuncu olan Sanipak, gerekli tüm resmi onayların ve düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından artık Arch Peninsula'nın bir parçası haline geldi. Bu stratejik birleşme, her iki şirketin de pazar konumunu güçlendirmesi ve gelecekteki büyüme hedeflerine ulaşması adına büyük önem taşıyor.

Sektörün Beklediği Birleşme Nihayet Gerçekleşti

Sanipak ve Arch Peninsula arasındaki anlaşmanın imzalanmasının ardından gözler, birleşmenin resmiyet kazanacağı günlere çevrilmişti. Gerekli tüm yasal prosedürlerin tamamlanması ve ilgili tüm denetleyici otoritelerden olumlu yanıtların alınmasıyla birlikte, bu uzun bekleyiş sona erdi. Bu süreç, özellikle rekabetin yoğun olduğu sanayi sektöründe yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, bu birleşmenin sadece Türkiye pazarı için değil, aynı zamanda uluslararası alanda da önemli etkilere sahip olabileceği görüşünde. Sanipak'ın sahip olduğu üretim kapasitesi ve teknolojik yetkinlikler ile Arch Peninsula'nın geniş dağıtım ağı ve finansal gücünün bir araya gelmesi, sektörde dengeleri yeniden şekillendirebilir.

Geleceğe Yönelik Vizyon ve Stratejik Avantajlar

Bu önemli adım, Sanipak'ın büyüme ve gelişim stratejilerinde yeni bir sayfa açıyor. Arch Peninsula çatısı altında daha güçlü bir finansal yapıya kavuşacak olan Sanipak, Ar-Ge yatırımlarını artırarak ve yeni pazarlara açılarak rekabet gücünü daha da yukarı taşıyacak. Arch Peninsula ise bu birleşmeyle birlikte, özellikle son yıllarda büyük atılımlar yapan Sanipak'ın üretim ve teknoloji alanındaki bilgi birikiminden faydalanarak portföyünü genişletecek. Her iki şirketin yöneticileri de bu birleşmenin, yenilikçi ürünler geliştirmek ve müşteri memnuniyetini en üst düzeye çıkarmak için önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Geleceğe yönelik vizyoner projelerin hayata geçirilmesi ve pazar payının artırılması hedefleniyor.

Piyasa Analistlerinden İlk Yorumlar

Sektör analistleri, Sanipak'ın Arch Peninsula tarafından devralınmasının, küresel sanayi pazarında da etkileri olabilecek stratejik bir hamle olduğunu vurguluyor. Özellikle lojistik, üretim verimliliği ve maliyet optimizasyonu konularında önemli sinerjiler yaratması beklenen bu birleşme, uzun vadede sektördeki konsolidasyon sürecini hızlandırabilir. Teknoloji ve inovasyona yapılan vurgu, bu iki dev ismin gelecekteki başarılarının temelini oluşturacak. Önümüzdeki dönemde, bu güçlü birlikteliğin pazara sunacağı yeni ürünler ve hizmetler merakla bekleniyor. Arch Peninsula'nın küresel ölçekteki deneyimi ve Sanipak'ın yerel pazar bilgisi, bu yeni yapının başarıya ulaşmasında kilit rol oynayacak.

Ekonomi 31.07.2026 19:40 50 okunma

Tarihe Nefes Aldıran Dev Proje Tamamlanıyor: 528 Köprü Kurtuldu, Gözler Yeni Restorasyonlarda!

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, Türkiye'nin kültürel mirasına kazandırılan tarihi köprülerin sayısının 528'e ulaştığını duyurdu. 40 köprünün restorasyonunun ise hızla devam ettiği belirtildi.

Tarihe Nefes Aldıran Dev Proje Tamamlanıyor: 528 Köprü Kurtuldu, Gözler Yeni Restorasyonlarda!

Tarihi Köprüler Yeniden Hayata Dönüyor: Kültürel Mirasın Korunmasında Önemli Adımlar

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin dört bir yanındaki eşsiz tarihi yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılması noktasında yürütülen titiz çalışmalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Uraloğlu, restorasyonları başarıyla tamamlanarak yeniden milletimizin kullanımına sunulan tarihi köprülerin sayısının 528'e ulaştığını müjdeledi. Bu rakam, ülkemizin zengin kültürel ve tarihi mirasına ne denli önem verildiğinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Devam Eden Projeler ve Gelecek Vizyonu

Tamamlanan projelerin yanı sıra, bakanlığın tarihi mirasın korunması konusundaki kararlılığı devam ediyor. Ülkemizin farklı coğrafyalarında, zamana meydan okuyan 40 tarihi köprünün de restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğünü vurgulayan Uraloğlu, bu projelerin de en kısa sürede tamamlanarak kültür envanterimize kazandırılacağını belirtti. Bu çalışmalar, sadece fiziksel yapıları kurtarmakla kalmayıp, aynı zamanda köprülerin barındırdığı tarihi hikayeleri ve kültürel dokuyu da gelecek nesillere taşıma amacı güdüyor.

Restorasyonun Önemi ve Ekonomik Katkısı

Tarihi köprülerin restorasyonu, yalnızca estetik ve kültürel bir kaygıdan ibaret değil. Bu yapılar, aynı zamanda bulundukları bölgelerin turizm potansiyelini artıran ve yerel ekonomiye katkı sağlayan önemli değerlerdir. Yapılan restorasyonlar sayesinde bu köprüler, hem yerli hem de yabancı turistler için cazibe merkezleri haline geliyor. Bakan Uraloğlu'nun verdiği bilgilere göre, tamamlanan 528 köprünün her biri, kendi hikayesiyle birlikte bölgenin kimliğine de değer katıyor. Henüz restorasyonu devam eden 40 köprü ise tamamlandığında bu zincire yeni halkalar ekleyecek.

Tarihi Köprülerin Sınıflandırılması ve Koruma Süreçleri

Restorasyon projeleri, köprünün yapıldığı dönemin mimari özelliklerine, kullanılan malzemelere ve taşıdığı tarihi anlama göre büyük bir hassasiyetle yürütülüyor. Uzman ekipler, özgün dokuyu koruyarak modern mühendislik tekniklerini bir arada kullanarak köprülerin hem estetik bütünlüğünü hem de yapısal dayanıklılığını güvence altına alıyor. Bu süreçler, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun belirlediği ilke ve esaslar çerçevesinde ilerliyor. Bir köprünün restorasyona alınması için öncelikle uzmanlar tarafından detaylı bir inceleme ve değerlendirme yapılıyor. Ardından projelendirme ve onay süreçlerinin ardından saha çalışmalarına başlanıyor.

Tarihi Köprülerin Türkiye'deki Yeri ve Kültürel Miras Anlayışı

Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bu nedenle de bünyesinde sayısız tarihi yapı barındıran bir coğrafyadır. Tarihi köprüler de bu zengin mirasın en dikkat çekici örneklerinden biridir. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden günümüze ulaşan bu yapılar, medeniyetler arasındaki bağlantıyı ve tarihi gelişimi gözler önüne seriyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın bu köprüleri restore ederek gelecek nesillere aktarma çabası, ülkenin kültürel belleğini canlı tutma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. Bakan Uraloğlu'nun vurguladığı gibi, her bir köprüyü korumak, bir nevi tarihin kendisini korumak anlamına geliyor.

Geleceğe Yönelik Yeni Projeler ve Beklentiler

Bakan Uraloğlu, konuşmasının devamında geleceğe yönelik hedeflerine de değindi. Tamamlanan ve devam eden projelerin yanı sıra, henüz envantere alınmamış veya restorasyon ihtiyacı tespit edilmiş başka tarihi köprülerin de olabileceğini belirten Bakan, bu tür yapıların da tespit edilerek envantere dahil edileceğini ve gerekli çalışmaların yapılacağını söyledi. Bu kapsamlı yaklaşım, Türkiye'nin tarihi köprü mirasının ne kadar geniş ve değerli olduğunun altını çiziyor. Önümüzdeki dönemde de bu alandaki çalışmaların artarak devam etmesi bekleniyor.