Çorum'un Nabzı
--° -- --/--°
Ekonomi KÖŞE YAZISI 09.08.2026 07:40 184 okunma

Yerköy-Kayseri Hızlı Tren Hattı'nda Sona Doğru: Ulaştırma Bakanı Uraloğlu'ndan Kritik Açıklama!

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Yerköy-Kayseri Yüksek Hızlı Tren Hattı'nda çalışmaların %50'sinin tamamlandığını duyurdu. Kayseri'nin Ankara ve İstanbul'a erişimini kolaylaştıracak proje, bölge için büyük önem taşıyor.

Yerköy-Kayseri Hızlı Tren Hattı'nda Sona Doğru: Ulaştırma Bakanı Uraloğlu'ndan Kritik Açıklama!

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin demiryolu ağını genişletme ve şehirler arası ulaşımı hızlandırma vizyonu doğrultusunda atılan adımlara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yerköy-Kayseri Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı'nda gelinen son durum hakkında bilgi veren Bakan Uraloğlu, projenin kritik bir aşamaya ulaştığını ve çalışmaların yüzde 50'lik bölümünün tamamlandığını duyurdu. Bu gelişme, özellikle Kayseri ve çevre iller için ulaşım standartlarında bir devrim niteliği taşıyor.

Bağlantı Noktası Kayseri: Ankara ve İstanbul'a Nefes Kesecek Hız

Yerköy-Kayseri YHT Hattı, sadece bir demiryolu projesi olmanın ötesinde, Kayseri'nin ana ulaşım ağlarına entegrasyonunu güçlendirecek stratejik bir yatırım olarak öne çıkıyor. Mevcut durumda Ankara ve İstanbul gibi metropollere ulaşımın karayoluyla saatler sürdüğü düşünüldüğünde, bu hattın tamamlanmasıyla birlikte seyahat sürelerinde çığır açıcı bir kısalma yaşanması bekleniyor. Bakan Uraloğlu, projenin tamamlanmasıyla birlikte Kayseri'den Ankara'ya daha kısa sürede, İstanbul'a ise çok daha hızlı ve konforlu bir şekilde ulaşılabileceğini belirtti. Bu durum, hem ticari faaliyetleri canlandıracak hem de sosyal ve kültürel etkileşimi artıracaktır.

Teknolojik Altın Vuruş: Modern İstasyonlar ve Yüksek Kapasiteli Hatlar

Proje kapsamında sadece ray döşeme ve altyapı çalışmalarıyla sınırlı kalınmıyor. Yerköy-Kayseri YHT Hattı, en son teknoloji kullanılarak inşa ediliyor. Güvenlik standartlarından ödün verilmeksizin, yolcu konforunu en üst düzeyde tutacak şekilde tasarlanan hat, aynı zamanda yüksek yolcu kapasitesine sahip olacak. Uraloğlu'nun ifadelerine göre, hattın inşasında kullanılan modern mühendislik teknikleri ve malzemeler, projenin hem çevre dostu hem de uzun ömürlü olmasını sağlıyor. Altyapıdaki gelişmelerin yanı sıra, istasyonların modernizasyonu ve entegre ulaşım çözümleri de projenin önemli bir parçası olarak planlanıyor.

Bölgesel Kalkınma ve Ekonomik Etkiler: Yeni Bir Dönem Başlıyor

Bakan Uraloğlu, Yerköy-Kayseri YHT Hattı'nın tamamlanmasının bölgesel kalkınma üzerindeki potansiyel etkilerine de dikkat çekti. Hızlı tren erişiminin artmasıyla birlikte Kayseri'nin bir lojistik ve cazibe merkezi haline gelmesi hedefleniyor. Bu durum, turizmden sanayiye, tarımdan ticarete kadar pek çok sektörde yatırım fırsatlarını beraberinde getirecek. Daha hızlı ve güvenli ulaşım imkanları, öğrencilerin eğitim olanaklarını genişletecek, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracak ve genel olarak yaşam kalitesini yükseltecektir. Uraloğlu, “Bu hat, ülkemizin demiryolu ağının omurgasını güçlendirirken, Kayseri ve çevresindeki iller için geleceğe yapılan en büyük yatırımlardan biridir” diyerek projenin stratejik önemini vurguladı. Proje ile ilgili yapılan çalışmaların planlandığı takvim çerçevesinde ilerlediği ve yakın zamanda müjdeli haberlerin devamının geleceği beklentisi hakim.

Ayşe Yıldız

Ayşe Yıldız

Ekonomi & Finans Analisti

TÜM YAZILARI GÖR

Bu yazı yazarımızın sitemizde yayınlanan köşe yazılarından biridir. Yazarımıza ait diğer tüm köşe yazılarına ve analizlere yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

PAYLAŞ:

Yorumlar (0)

Bu haber için henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

Yorumlar moderasyonun ardından otomatik olarak yayınlanır.
Ekonomi 08.11.2026 19:40 170 okunma

Malatya'nın Mucizevi Dönüşümü: Deprem Sonrası Yeşil Enerji ve Temiz Su Devrimi Başladı!

Asrın felaketinin yaralarını sarmaya devam eden Malatya, çevre dostu yatırımlarla geleceğe yelken açıyor. Yenilenebilir enerji ve atık su arıtma projeleriyle şehir küllerinden yeniden doğuyor.

Malatya'nın Mucizevi Dönüşümü: Deprem Sonrası Yeşil Enerji ve Temiz Su Devrimi Başladı!

Asrın felaketi olarak nitelendirilen büyük depremlerin ardından, Malatya'da kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci hız kesmeden devam ediyor. Sadece konut ve iş yerlerinin inşasıyla sınırlı kalmayan bu devasa proje, şehrin altyapı ve üstyapısını da temelden yenilemeyi hedefliyor. Bu kapsamda, Malatya'nın geleceğini daha sağlıklı ve sürdürülebilir kılacak iki kritik yatırım öne çıkıyor: atık su arıtma tesisleri ve yenilenebilir enerji projeleri.

Küllerinden Doğan Şehir: Çevre Dostu Geleceğe İlk Adımlar

Depremlerin yıkıcı etkileriyle mücadele eden Malatya, aynı zamanda geleceğine yönelik iddialı bir vizyon çiziyor. Şehir yönetimi, yalnızca binaları ayağa kaldırmakla yetinmeyerek, aynı zamanda doğal kaynakların korunması ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması adına önemli adımlar atıyor. Bu yeni dönemin en dikkat çekici unsurlarından biri, şehrin atık su yönetimi konusunda atılan büyük adımlar.

Modern ve ileri teknolojiye sahip atık su arıtma tesislerinin kurulmasıyla birlikte, hem yer altı ve yer üstü su kaynaklarının kirlenmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor hem de arıtılan suların tarımsal sulama gibi alanlarda yeniden kullanılabilmesinin önü açılıyor. Bu durum, hem su kıtlığı riski taşıyan bölgeler için büyük bir çözüm sunarken hem de Malatya'nın tarımsal potansiyelini daha verimli kullanmasına olanak tanıyacak.

Enerjide Kendi Kendine Yeterli Bir Malatya Yolda

Yeniden yapılanma süreci, Malatya'yı enerji alanında da dönüştürüyor. Geleneksel enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak ve çevreye duyarlı bir enerji politikası benimsemek amacıyla, yenilenebilir enerji projeleri büyük bir hızla hayata geçiriliyor. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisi potansiyelinin yüksek olduğu bölgelerde kurulacak modern santraller, şehrin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayacak.

Bu yatırımlar sayesinde Malatya, hem karbon ayak izini azaltma yolunda önemli bir mesafe kat edecek hem de enerji maliyetlerini düşürerek ekonomik olarak daha güçlü bir konuma gelebilecek. Belediyenin ve ilgili kamu kurumlarının ortaklaşa yürüttüğü bu çalışmalar, ulusal düzeyde de örnek gösterilecek nitelikte. Yapılan planlamalar, Malatya'yı enerjide kendi kendine yeterli bir konuma taşıma potansiyeli taşıyor.

Sürdürülebilirlik Vizyonu ve Ekonomik Etkileri

Malatya'nın bu çevre odaklı yeniden yapılanma stratejisi, kentin yalnızca fiziksel olarak değil, sosyo-ekonomik açıdan da güçlenmesini amaçlıyor. Yeni kurulan tesisler, bölgede istihdam olanakları yaratırken, aynı zamanda Malatya'yı çevre teknolojileri alanında bir cazibe merkezi haline getirme potansiyeli taşıyor. Şehrin bu vizyoner yaklaşımı, deprem sonrası yeniden inşa sürecini bir fırsata çevirerek, daha dirençli ve modern bir kent kimliği oluşturmayı hedefliyor.

Uzmanlar, Malatya'nın bu adımlarının, depremden etkilenen diğer şehirler için de ilham verici bir model olabileceğini belirtiyor. Temiz enerji ve su kaynaklarının korunması gibi temel konularda atılan kararlı adımlar, gelecekteki olası çevresel krizlere karşı da bir güvence oluşturuyor. Malatya, gösterdiği bu azim ve vizyonla, deprem sonrası yeniden doğuşun en parlak örneklerinden birini sergilemeye hazırlanıyor.

Ekonomi 08.11.2026 15:40 294 okunma

Antalya'da Tarihi Buluşma: COP31 Neden Kenti Ekonomi Uçuracak?

Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesi, Antalya'da büyük bir ekonomik dalga yaratmaya hazırlanıyor. Yeni yatırım fırsatları ve bölgede gözle görülür bir hareketlilik bekleniyor.

Antalya'da Tarihi Buluşma: COP31 Neden Kenti Ekonomi Uçuracak?

Türkiye'nin küresel iklim diplomasisinde kritik bir rol üstlenmeye hazırlandığı bu dönemde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım tarihleri arasında gözleri Antalya'ya çevirecek. Bu dev organizasyonun yalnızca çevresel bir gündemi değil, aynı zamanda Antalya ekonomisi için çığır açacak bir potansiyeli de barındırdığı öngörülüyor.

COP31: Antalya İçin Ekonomik Bir Fırtına mı Geliyor?

Bilim insanları, politika yapıcılar, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasının temsilcilerini ağırlayacak olan COP31, Türkiye'nin en önemli şehirlerinden biri olan Antalya'ya uluslararası bir vizyon katacak. Konferansın düzenlenecek olması, şimdiden kentte beklenmedik bir ekonomik hareketlilik sinyalleri vermeye başladı. Uluslararası delegasyonların ve katılımcıların yoğun ilgisi, otellerden restoranlara, ulaşımdan turizm faaliyetlerine kadar pek çok sektörü doğrudan etkileyecek.

Bu durumun sadece kısa vadeli bir canlanmayla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda yeni yatırım fırsatlarının kapısını aralayacağı düşünülüyor. Küresel çapta büyük şirketlerin ve uluslararası fonların dikkatini çekecek bir platform olması, Antalya'nın altyapı projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları ve sürdürülebilirlik odaklı girişimleri için önemli bir zemin hazırlayabilir. Özellikle yeşil teknolojiler ve iklim dostu çözümler alanında yapılacak iş birlikleri, kentin geleceğine kalıcı bir ekonomik değer katabilir.

Yatırımcıların Gözü Antalya'da Olacak

COP31 gibi küresel bir etkinliğe ev sahipliği yapmak, ev sahibi şehri uluslararası arenada bir çekim merkezi haline getirir. Antalya'nın doğal güzellikleri ve turizm potansiyelinin yanı sıra, bu türden büyük bir organizasyonun başarılı bir şekilde yönetilebilmesi, kentin kurumsal kapasitesini ve uluslararası standartlara uyumunu da gözler önüne serecektir. Bu durum, yabancı yatırımcılar için güven verici bir sinyal olarak algılanabilir.

Konferans süresince düzenlenecek ikili görüşmeler, iş forumları ve yatırımcı sunumları, Antalya'daki potansiyel projelerin uluslararası yatırımcılarla buluşması için eşsiz bir fırsat sunacak. Sürdürülebilirlik ve çevre odaklı projeler başta olmak üzere, kentin kalkınmasına katkı sağlayacak her türlü girişimin uluslararası finansman bulma şansı artacak. Bu durum, özellikle yerel işletmeler ve girişimciler için büyük bir avantaj anlamına geliyor.

Antalya'nın Küresel İklim Politikalarındaki Rolü

COP31, Antalya'yı sadece ekonomik bir merkez olarak değil, aynı zamanda küresel iklim politikalarının belirlendiği önemli bir platform haline getirecek. Türkiye, bu konferansla birlikte iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlılığını ve liderlik potansiyelini dünyaya gösterecek. Antalya'nın ev sahipliği, ülkenin bu alandaki vizyonunu pekiştirecek ve uluslararası iş birliklerinin güçlenmesine zemin hazırlayacak.

Etkinlik boyunca yapılacak müzakereler ve alınacak kararlar, dünya genelindeki iklim politikalarını doğrudan etkileyecek. Türkiye'nin bu sürece aktif katılımı, hem kendi ulusal çıkarları hem de küresel çevre mücadelesi açısından büyük önem taşıyor. COP31'in başarılı bir şekilde tamamlanması, Antalya'nın sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda diplomatik ve stratejik bir merkez olarak da öne çıkmasını sağlayacak.

Sürdürülebilirlik Vurgusu ve Yerel Etkiler

COP31'in temel gündem maddesi iklim değişikliği olsa da, bu türden büyük organizasyonların yerel topluluklar üzerindeki etkileri de derinlemesine incelenmelidir. Konferansın çevresel ayak izinin en aza indirilmesi, atık yönetimi, enerji verimliliği gibi konularda gösterilecek hassasiyet, Antalya'da sürdürülebilirlik bilincinin artmasına da katkı sağlayacaktır. Bu durum, kentteki halkın ve işletmelerin çevreye karşı daha duyarlı hale gelmesini teşvik edebilir.

Ayrıca, konferans süresince düzenlenecek kültürel etkinlikler ve tanıtım faaliyetleri, Antalya'nın tanıtımına büyük katkı sağlayacaktır. Dünyanın dört bir yanından gelecek katılımcılar, kentin kültürel mirasını, doğal güzelliklerini ve misafirperverliğini deneyimleme fırsatı bulacak. Bu da uzun vadede turizm potansiyelinin artması ve kentin uluslararası imajının güçlenmesi anlamına gelebilir.

Ekonomi 08.11.2026 11:40 268 okunma

Türkiye'nin İklim Teknolojisi Yıldızları COP31'de Sahne Alıyor: BTM'den Tarihi Hamle!

Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesi için 10 yeşil teknoloji girişimini küresel sahneye taşıyor. Bu kritik adım, Türk teknoloji ekosisteminin iklim kriziyle mücadeledeki rolünü güçlendirecek.

Türkiye'nin İklim Teknolojisi Yıldızları COP31'de Sahne Alıyor: BTM'den Tarihi Hamle!

Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı dev organizasyon COP31, teknoloji dünyasında heyecan dolu gelişmelere sahne oluyor. Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM), bu önemli uluslararası platformda Türkiye'nin yeşil teknoloji potansiyelini sergilemek üzere kritik bir projeyi hayata geçiriyor. BTM Genel Müdürü Önder Kul'un duyurduğu üzere, merkezin desteklediği 10 yenilikçi yeşil teknoloji girişimi, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik çözümleriyle küresel bir vitrinde yer alma fırsatı bulacak.

Küresel İklim Zirvesi: Fırsatlar ve Stratejiler

Önder Kul, yaptığı açıklamada, COP31'in Türkiye için taşıdığı stratejik öneme vurgu yaparak, şunları belirtti: "Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı COP31, iklim teknolojileri alanında çalışan girişimlerimiz için dünyaya açılan önemli bir kapı niteliği taşıyor. Bu zirve, sadece bir buluşma noktası olmanın ötesinde, yerli ve milli teknoloji şirketlerimizin küresel pazarlarla buluşması, iş birlikleri geliştirmesi ve uluslararası alanda tanınırlık kazanması için eşsiz bir zemin sunuyor." Kul, bu doğrultuda BTM'nin, seçtiği 10 girişimi zirveye hazırlayarak, onlara uluslararası arenada görünürlük kazandırmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.

Yeşil Teknolojiler: Geleceğin Yatırım Alanı

İklim değişikliği, günümüzün en acil küresel sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor. Bu soruna çözüm bulma noktasında ise yeşil teknolojiler, kilit bir rol oynuyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynakları, sürdürülebilir tarım, atık yönetimi ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda geliştirilen yenilikçi çözümler, hem çevresel fayda sağlıyor hem de yeni ekonomik fırsatlar yaratıyor. BTM'nin COP31'e taşıyacağı girişimlerin, bu alanlarda çığır açan projelere sahip olması bekleniyor.

BTM'nin Rolü: Destek ve Mentorluk

Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi, Türkiye'deki teknoloji girişimciliğini desteklemek amacıyla kurulmuş bir kurumdur. BTM, fikir aşamasından ticarileşme sürecine kadar girişimcilere mentorluk, eğitim, finansman danışmanlığı ve network imkanları gibi geniş bir yelpazede destek sağlıyor. Özellikle yeşil teknoloji alanındaki projelere odaklanarak, bu alanda ekosistemin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. COP31 için seçilen 10 girişim, BTM'nin bu süreçteki başarısının bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

COP31'den Beklentiler ve Türkiye'nin Konumu

COP31'in Türkiye'de düzenlenecek olması, ülkenin iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlılığını ve bu alandaki potansiyelini uluslararası topluma göstermesi açısından büyük bir fırsat. Bu zirve sayesinde Türkiye, sadece ev sahibi olmakla kalmayacak, aynı zamanda kendi geliştirdiği çevre dostu teknolojileri ve politikaları da dünyaya tanıtma imkanı bulacak. BTM'nin girişimleri de bu tanıtımın önemli bir parçası olacak. Bu durum, Türk teknoloji ekosistemi için yeni iş birliklerinin kapısını aralayabileceği gibi, uluslararası yatırımcıların da dikkatini çekebilecektir.

Önder Kul'un da altını çizdiği gibi, bu tür uluslararası platformlar, genç ve dinamik Türk girişimcileri için global bir vitrin sunuyor. COP31'de sergilenecek teknolojik çözümler, sadece Türkiye'nin değil, tüm dünyanın karşı karşıya olduğu iklim sorunlarına umut ışığı olabilir. Bu tarihi adımın, Türkiye'nin yeşil teknolojiler alanındaki liderliğini pekiştirmesi bekleniyor.

Ekonomi 08.11.2026 07:40 233 okunma

Manavgat'ta Altın Taneler Toplanamadan Toprak Altında Kaldı: Bereket mi, Felaket mi? Susam Hasadı Tarihi Değişti!

Manavgat'ın coğrafi işaretli değerli susamının hasat dönemi, beklenmedik ve erken başlayan yağışlar nedeniyle bu yıl tarihin en uzun sürenlerinden biri olacak. Üreticiler umutlu ama zorlu bir sürece hazırlanıyor.

Manavgat'ta Altın Taneler Toplanamadan Toprak Altında Kaldı: Bereket mi, Felaket mi? Susam Hasadı Tarihi Değişti!

Antalya'nın incisi Manavgat'ta, kendine özgü lezzeti ve kalitesiyle bilinen, coğrafi işaretle taçlandırılmış özel susamın hasat mevsimi, tabiatın beklenmedik bir sürpriziyle tamamen değişti. Normalde eylül sonu veya ekim başında tamamlanan hasat süreci, bu yıl ekim ayının sonlarına doğru başlayan ve dur durak bilmeyen yağışlar nedeniyle kasım ayına sarktı. Bu durum, hem üreticiler için hem de susamın pazardaki serüveni için önemli sonuçlar doğuruyor.

Bereketin Altın Taneleri Bekleyişte: Yağmurun Vurduğu Hasat

Manavgat susamı, bölgenin verimli toprakları ve kendine has iklim koşulları sayesinde eşsiz bir aromaya ve kaliteye sahip. Çiftçiler, yıllardır süregelen bu geleneği sürdürerek, alın teriyle yetiştirdikleri altın sarısı taneleri toplamak için sabırsızlanıyor. Ancak bu yılki hava durumu, planları altüst etti. Beklenenden erken ve yoğun gelen yağışlar, susam tarlalarını adeta bir göle çevirerek hasadı imkansız hale getirdi. Üreticiler, susamın olgunlaşmış ve toplanmaya hazır hale gelmiş olmasına rağmen, tarlalardaki çamur ve su birikintileri nedeniyle makineli hasadın da, elle hasadın da mümkün olmadığını belirtiyor. Bu durum, bazı çiftçilerde umutsuzluğa yol açarken, kimileri ise sabrın meyvesini daha tatlı alacaklarını umut ediyor.

Tarihi Değiştiren Hasat: Kasıma Uzayan Altın Zaman Dilimi

Coğrafi işaret tescilli Manavgat susamının hasadının bu denli uzaması, bölge tarım tarihinde pek rastlanan bir durum değil. Genellikle eylül ayının son haftası tamamlanan hasat, bu yıl kasım ayının ortasına kadar sürebilir. Bu durum, susamın hem kalitesi hem de verimi üzerinde potansiyel etkilere sahip. Uzmanlar, uzun süre tarlada kalan ve aşırı neme maruz kalan susamın çimlenme riskinin arttığını, ayrıca küflenme ve hastalıklar gibi sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini ifade ediyor. Ancak Manavgat'ın özel iklim yapısı ve susamın dayanıklılığı göz önüne alındığında, bu risklerin ne kadar büyük olacağı henüz belirsizliğini koruyor. Çiftçiler, toprağın kurumasını ve havanın açmasını beklerken, zamanla yarışıyor. Bazı üreticiler, susamın toprağa karışma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını dile getiriyor.

Üreticinin Beklentileri ve Geleceğe Yönelik Senaryolar

Manavgat Ziraat Odası yetkilileri, konuyla ilgili olarak üreticilere gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını ve tarım sigortası gibi önleyici tedbirlerin önemine dikkat çekti. Hava koşulları iyileşir iyileşmez hasada başlanması için hazırlıkların tamamlandığı belirtiliyor. Bu beklenmedik durum, önümüzdeki yıllarda hasat takvimlerinin yeniden gözden geçirilmesi ve iklim değişikliklerine karşı daha esnek planlamalar yapılması gerektiğini de ortaya koyuyor. Bazı üreticiler, bu zorlu sürecin ardından susamın daha da kıymetli hale geleceğine inanıyor. Ancak genel kanı, bu yılki verimin ve kalitenin, geçen yıllara göre bir miktar düşüş gösterebileceği yönünde. Yine de Manavgat'ın eşsiz susamı, bu zorluğa rağmen sofralardaki yerini almaya devam edecek gibi görünüyor.

Pazara Yansımaları ve Tüketici Beklentileri

Hasadın uzaması, doğrudan piyasaya da yansıyacak. Tedarik zincirindeki olası gecikmeler ve sınırlı stoklar, susam fiyatlarında kısa vadeli dalgalanmalara neden olabilir. Ancak Manavgat susamının kalitesi ve özgünlüğü, onu her zaman aranan bir ürün yapmaya devam ediyor. Tüketiciler, bu yıl piyasaya daha az miktarda ve belki de daha yüksek fiyatlarla girecek olan bu özel susam için biraz daha sabırlı olmak durumunda kalabilir. Manavgat'ın altın tanelerinin yeniden toprakla buluşması ve sofralara ulaşması için hava koşullarının bir an önce düzelmesi bekleniyor. Bu yılki hasat, doğanın gücü karşısında insan emeğinin ve sabrının önemini bir kez daha gözler önüne serdi.